Viewing 1 post (of 1 total)
  • Author
    Posts
  • #8247
    admar2010
    Keymaster

    Aydın Düğün Fotoğrafçısı Her bölgenin olduğu gibi Aydın’da bir çok dış mekan fotoğrafı çekmek için çok güzel alanlar mevcut. Tabiki her yer her alan eşsiz olsada Fotoğrafçınızın önemi çok önemli. Fotoğrafçılık bir meslek .Bizi bu bölgede iddalıyız. Dış mekan fotoğraf çekimlerimizden sizlerde yararlanabilirsiniz. Günümüzde çiftler açık alanlarda çekilen fotoğrafları daha çok tercih ediyor.  Sizlerde özel alanlarınızda çekim yapmamızı isteyebilirsiniz. Bölgeyi bizler iyi tanıdığımız sizlere sürekli gezdiğimiz için eğer birlikte gittiğiniz özel bir yer yoksa biz sizlere uygun yerler öneriyoruz. Bunlar arasından istediğinizi seçebilirsiniz.  Aydın çevresinde düğün yapıyorsanız dış mekan olarak birçok seçenekten faydalanabilirsiniz.

    Yaz döneminde Aydın ‘da  düğün yapıyorsanız ve tarihi yerleri seviyorsanız  Nysa Antik Kenti, Alabanda Antik Kenti, Magnesia Antik Kenti, Milet Tiyatrosu, Alinda Antik Kenti, Karacasu Etnografya Müzesi, Yörük Ali Efe Müzesi seçenekleri  arasından seçimler yapabilirsiniz. Aydın Düğün Fotoğrafçısı

    Dış mekan çekimleri  Geyre, Arpaz, Öküz Mehmet Paşa Kervansarayı, Körteke Kalesi, Andız Kulesi, Çine Vadisi  gibi bölgelerimizi tercih edebilirsiniz. Aydın Düğün Fotoğrafçısı

    Nysa Antik Kenti Antik Karia bölgesinin önemli bir kenti olan Nysa, Aydın – Denizli karayolu üzerinde Aydın’ın 30 km. doğusunda Sultanhisar İlçesi’nin 3 km. kuzeybatısında yer almaktadır. Nysa‘nın kuruluşu hakkındaki bilgileri Augustus devrinin ünlü gezgin ve coğrafyacısı Amasyalı Strabon (M.Ö.63 –M.S.21) ile tarihçi Stephanos’un anlattıklarından öğreniyoruz. Eskiden Karia olarak adlandırılan bölge Helenistik devirde,  M.Ö. 3. yüzyılın ilk yarısında Seleukos’un oğlu I. Anthiochos Soter tarafından kurulmuştur.

    İki şehir olarak kurulan kenti bir köprü birbirine bağlamaktadır. Burada tiyatro, Gymnasion, agora, tünel vb. yapılar mevcuttur. Roma döneminde binalara ilaveler yapılmıştır. Kent, özellikle Roma İmparatorluk egemenliği altındayken kültürel alanda önemli bir noktaya ulaşmıştır. Çok dik bir boğazın iki yanında kurulmuş binalar, sokaklar ve meydanlar tonozlu alt yapılarla desteklenmiştir. Nysa eski çağlarda özellikle eğitim alanında ünlü bir kentti ve  Strabon bu kentte eğitim görmüştü. Antik kentteki Gymnasion ve kütüphane kalıntısı Nysa’daki bu eğitim yapılarını oluşturmaktadır.

    Bugün Nysa’yı çevreleyen Helenistik şehir suruna ait herhangi bir kalıntıya rastlanmamaktadır. Ancak yer yer Bizans döneminden kalma sur izleri görülmektedir. Tiyatro kent merkezinde, doğu yamaçta olup iyi korunmuş durumdadır. Caveasının biçimi yarım daireyi biraz aşmaktadır. Nysa’nın en iyi korunmuş yapısı Bouleuterion’dur. Bu yapıyı Strabon Gerontikon (yaşlılar meclisi) olarak tanımlanmıştır. Dikdörtgen planlı yapının iç kısmında yarım daire şeklinde cavea (theatron) yer almaktadır.

    Nysa, antik dönemde, hızlı akan ve derin bir boğaz oluşturan bir nehirle ikiye bölünmüştür. Bu derin boğazın üzerinde bulunan üç köprü kentin iki yakasını birleştirmektedir. Şehri ikiye bölen dere yatağının batısında gymnasium ve stadium, kuzeyde Bizans yapı kalıntısı ve kütüphane, kütüphanenin kuzeydoğusunda ise 10.000 kişilik tiyatro bulunmaktadır. Kütüphane, iki katlı olup Ephesos’taki Celsus Kütüphanesi’nden sonra Anadolu’nun en iyi korunmuş antikçağ kütüphanesidir. Dere yatağının doğusunda ise agora, meclis binası ve roma hamamları yer almaktadır. Şehrin nekrapolü batıda antik kentin kutsal alanı olan Akharaka yolu üzerinde bulunmaktadır.

    Bouleuterion’un doğusunda agora yer almaktadır. Burası 89×105 metrelik boyutları olan dört yanı kolonlarla çevrili salonlardan oluşan Pazaryeridir. Kentte başta büyük bir yapı kalıntısı da gençlerin düşünsel ve bedensel olarak eğitim gördükleri spor yapısı olan Gymnasiumdur. Yapı yaklaşık 165×70 metre ölçülerinde olup Strabon zamanında daha küçük boyutlarda olmalıydı. Nysa ‘da antik kentin nekropolü yaklaşık 2 km. batıdaki Akharaka (Salâvatlı) kutsal yolu üzerindedir.

    Nysa’da kentin üzerinde yer aldığı kayalık platoyu kuzeyden güneye doğru bölen dere yataklarından en genişinin üzerinde Strabon’un Amphitheater olarak tanımladığı ve bugün sel suları nedeniyle tahrip olmuş Stadium yer almaktadır. Yaklaşık 192×44 metre ebadında olup, batıdaki oturma sıraları doğal arazi üzerine yerleştirilmiştir.  AYDIN

    Alabanda antik kenti Aydın İli, Çine İlçesi, Doğanyurt köyü sınırları içerisinde bulunmaktadır. Alabanda antik kentinin üzerinde bulunduğu Araphisar Doğanyurt köyü nün bir mahallesidir. Kent Çine Çayı’nın (Marsyas) 4 km. batısında Karadağ’ın uzantıları olan iki tepenin yamacına, kuzeyde Çine Ovası’na doğru yayılmıştır. Alabanda’nın yolu asfalt olup, antik kentin ortasından geçerek Alinda’ya ulaşmaktadır.
    Alabanda adı Karia dilinde Ala (at), banda (yarış) anlamına gelen kelimelerden türemiştir. Bizanslı tarihçi Stephanos, Kral Kar’ın oğlu Alabandos’un bir at yarışını kazanması nedeniyle kente Alabanda adının verildiğinden söz etmektedir. Çiçero ise Tanrılar Dünyası isimli eserinde kentin adını Kar tanrısı Alabandos’tan aldığını söyler. Daha sonra Büyük İskender’in Anadolu’ya gelişinde adından söz edilmeyen Alabanda hakkındaki ilk bilgileri M.Ö. 3. yy. sonlarında öğreniyoruz. Buna göre Seleukos Kralı kente Khrysor Antiokhia adını verir. Delphi’de bulunan bir yazıtta III. Antiokhos’un isteği üzerine Amphiktion Meclisi tarafından Alabanda’nın dokunulmazlığı konusunda karar alındığı ve bu karar gereğince, kentin Zeus Khrysaoeos ve Apollon İsotimos’a adandığı belirtilmiştir.

    Makedonya Kralı V. Philppos (M.Ö. 222-175) tarafından Alabanda kenti M.Ö. 190 yılındaki Magnesia savaşından önce tahrip edilir. Bu savaştan sonra Alabanda M.Ö. 188 yılında yapılan Apameia Barışı ile Lykia ve Karia’nın Rhodos III. Antiokhos III. Antiokhos egemenliğinde kalması sonucu doğal olarak onlarla aynı akibeti paylaşır. Ancak Rhodos kentte pek etkili olamaz, yalnızca Helios rahibi bulundurur. M.Ö. 167 yılındaki Mylasa Rhodos savaşında Alabanda özgür bir kent gibi davranarak Rhodos’karşı Mylasa yanında savaşır. Romalı tarihçi Luvius 170 yılında Alabandalıların Roma’ya elçilerle 23 kg. ağırlığında altın bir taç ve çok sayıda hediye gönderdiklerinden söz eder. Alabanda’nın ilk para basımı kentin Antiokheia Khrysaoreus olmasından kısa bir süre önce M.Ö. 3. yy.da başlamıştır. Zaman zaman para kesimi durdurulsa da Roma İmparatorluk döneminde de devam etmiştir. Paralar üzerinde uçan at (Pegasos) kabartmaları bulunmaktadır. Olasılıkla uçan at kentin kuruluş mitiyle ilgilidir.

    M.Ö. 70 yılında Roma’nın Anadolu’ya tamamen egemen olmasından sonra Alabanda III. Antiokhos 21. kent olarak Asya eyaletine katılır. M. Antonius tarafından M.Ö. 48 yılında Ephesos’un eyalet başkenti ilan edilmesi ile bölge başkenti olur ve Miletos, Piriene, Tralleis ve Nysa buraya bağlanır.

    Alabanda M.Ö. I ve M.Ö. II yy.larda Roma ile iyi ilşkiler içinde olmuştur. M.S. 22 yılında da Tiberius kente yeniden dokunulmazlık (asyle) hakkını vermiştir. Strabon; kentin oldukça zengin halkının eğlenceye düşkün ve kentte arp çalan pek çok kız olduğundan söz eder.

    Alabanda M.S. 4. yy.da Bizans hakimiyetine girmiş ve sonrasında Aphrodisias metropolitliğine bağlı piskoposluk merkezi olmuştur. XI. yy.da Türk egemenliği altındaki kent Haçlı seferleri ile yeniden el değiştirir. Ancak 1280’den beri Türklerindir. Alabanda da ilk defa 1905-1906 yıllarında Ethem Hamdi Bey tarafından kazılar yapılmıştır. Alabanda antik kentinin arkeoloji dünyasına ve turizme kazandırılması için 1999 yılından itibaren Kültür ve Turizm Bakanlığı, Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü’nün izinleri ile Aydın Müze Müdürlüğü başkanlığında kazılar yapılmaktadır.

    Magnesia antik kenti, Aydın İli, Germencik İlçesi, Ortaklar Bucağı’na bağlı Tekin Köyü sınırları içinde, Ortaklar-Söke karayolu üzerindedir. Kent efsaneye göre Thessalia’dan gelen Magnetler tarafından kurulmuştur. Apollon’un kehaneti ve yol göstermesi üzerine Anadolu’ya gelen Magnetlerin kurdukları ilk Magnesia’nın yeri bilinmemektedir. Diodor, Menderes Nehrinin sürekli yatak değiştirip taşması sonucu meydana gelen salgın hastalıklar ve Pers tehlikesine karşı Atinalı Thibron’un kenti M.Ö. 400-399 taşıdığını yazmaktadır. Büyük bir olasılıkla Thibron yeni bir kent olmaktan çok, Magnesia kenti sakinlerini bugünkü Magnesia’nın eteklerinde Thorax (Gümüş) Dağı’nın eteklerinde Leukophyr’e getirmiş ve orada korumuş olmalıdır. Bu nedenle bugünkü Magnesia’ yı da daha sonraki bir dönemde kurulmuş saymak doğru olacaktır.
    Yeni Magnesia çevresi surla çevrili, yaklaşık 1300×1100 m2 bir alanı kapsayan, ızgara planlı cadde ve sokak sistemine sahip bir kentti. Priene, Ephesos ve Tralleis üçgeni arasında ticari ve stratejik açıdan önemli bir konuma sahipti. Magnesia’nın zamanımızdaki ünü; tasarım ve uygulamalarıyla günümüze kadar ulaşmış olan mimar Hermogenes’ten kaynaklanmaktadır. Antik yazar, mimar Vitruvius’a göre Hermogenes, Pseudodipteros tapınak planını ve sütun aralıklarına göre tapınak tiplerini belirleyen ilk mimardır. Vitruvius ayrıca Hermogenes’in baş eserinin Magnesia’daki Leukophryne Tapınağı olduğunu da söylemektedir. Hermogenes bu tapınağı arkaik döneme ait ilk tapınağın yıkıntıları üzerine Hellenistik dönemde inşa etmiştir. Tapınak İon düzeninde 8×5 sütunlu olup 67,5×40 m. Boyutuyla Anadolu’nun Helenistik dönemdeki dördüncü büyük tapınağıdır.

    1994-2001 yılları arasında Artemis kutsal alanında yürütülen kazı çalışmaları sonucunda tapınağın önündeki altar ile agora arasında mermer döşemeli tören alanı ortaya çıkartılmıştır. Tören alanı çevresi boyutları 3 m.ye ulaşan tanrı kabartmalarıyla kaplı olup, önünde kurban halkaları yer almaktadır. Törenlere katılacak dernek yada grupların duracakları yerleri belirten “Topos” yer yazıtları, alanın iki yanını sınırlayan döşeme blokları üzerinde yer almaktadır. Kutsal alanı çevreleyen stoadan bölümler ortaya çıkartılmıştır. Magnesia’nın diğer önemli yapılarından biri de bugün mil altında kalarak ortadan kaybolmuş olan agorasıdır. Agoraya, Artemis kutsal alanından kutsal bir kapıdan girilir. Propylon tümüyle ortaya çıkartılmıştır. Agora 26 000 m2‘lik boyutu ve 414 sütunu ile dönemin en büyük çarşıları arasında yer almaktaydı. Magnesia’da eski çalışmalarda Bizans dönemine ait olduğu düşünülen yapının, 1989-2001 yılarında yapılan kazı çalışmaları sonucu Homeros’un “Odyseia” adlı eserinden tanıdığımız köpek bacaklı Skylla’nın macerasını anlatan kabartmalarla betimlenmiş başlıkların kullanıldığı Roma dönemine ait “Çarşı Bazilikası” olduğu anlaşılmıştır.

    Dini amaçlı törenlerde kullanılmak üzere yapılmakta iken heyelan nedeniyle yarım kalmış bir yapı olan Theatron, 32 kişilik Latrina (genel tuvalet) ile birlikte Magnesia’nın önemli yapıları arasında yerini almıştır. Magnesia’da bugün kısmen görülebilen diğer yapılar arasında ise, Milet’teki Faustina Hamamının bir kopyası olan hamam, Odeon, Stadion, spor ağırlıklı bir eğitim merkezi olan Gymnasion, Roma tapınağı, Bizans suru ve 5. yy.a ait enine planlı Çerkez Musa Camii sayılabilir.

    Milet Tiyatrosu Yenihisar ilçesi, Balat köyü yakınlarındadır. Milet’te ilk yerleşimin M.Ö. 2000 ortalarından başlamak üzere Myken kolonisi varlığı ile görüldüğü bilinmektedir. Daha sonra Milet, Atina Kralı Kodros’un oğlu Nekus önderliğindeki İonialılar tarafından tekrar kurulmuştur. İonia’nın en önemli şehir limanlarından birisidir. Dört limanı vardır. En parlak dönemini M.Ö 7. ve 6. yüzyılda yaşamıştır. Özellikle M.Ö. 650’den sonra Karadeniz ve Akdeniz’deki kolonileri sayesinde çok zenginleşmiştir. M.Ö. 546’da Perslerin eline geçmiştir. Daha sonra Roma döneminde de bağımsız bir kent olmuştur.
    Erken Hıristiyanlık döneminde de önemli bir merkez olan Milet’te, yerleşim yeri küçülmüş, 13. yüzyılda Selçuklu egemenliğine, daha sonra da Osmanlı egemenliğine geçmiştir. Ören yerinde bu dönemlerden kalma; Milet Tiyatrosu, Faustina Hamamı, agora, tören caddesi, anıtsal çeşme, gymnasium, Virgilius Capito, hamam, Türk hamamı, Athena Tapınağı stadium, delphinion, liman anıtı, agora, Zeus Olympios Temenosu, bouleuterion (Senato Binası), Mısır Tanrılarının Temenosu kalıntıları bulunmaktadır.

    Alinda Antik Kenti  Anadolu’nun en görkemli antik kentlerinden birisi de Alinda antik kentidir. Alinda Antik kentini tarih sahnesine çıkaran ve onu ünlü yapan Karia Kraliçesi Ada olmuştur. Kent yapılarında mermerin kullanılmadığı, granit taşların kullanıldığı gözlemlenmektedir. Bulunan mezarlarda süse pek rastlanmaz. Her türlü olumsuzluğa rağmen Alinda gezgin için bulunmaz güzellikte bir kenttir.

    Araştırmalarda Alinda kentinin tarih sahnesine çıkışının genellikle İ.Ö. 4. yy. olduğu söylense de kent hakkında bildiklerimiz İ.Ö. 14. yy’a kadar gitmektedir. Alinda, Hitit İmparatoru II. Mursilis (İ.Ö. 1350-1320) döneminde Sena Irmağı ülkesine bağlı bir kentti. II. Mursilis döneminde Alinda kentinin adının İalanti olduğu bilinmektedir. Bu bilgileri II. Mursilis’in anallerinden ve mısır yazıtlarından öğreniyoruz. Kentin yakın çağa ait bilgileri, öncekiler gibi azdır. İ.Ö. 340 yıllarında Halikarnasos’da olan Karia yönetimi iç kargaşalar yaşamaya başlamıştır. Bilindiği gibi anaerkil aile yapısına sahip olan Kanalılar aile içi evlilik yapıyorlardı. Dünyanın yedi harikasından biri olan Mausoleum’um sahibi Mausolos, karısı Artemisia, Piksodaros, Ada ve idriaus kardeştiler. Mausolos’un ölümüyle boşalan tahta, karısı Artemisia çıkmıştı. Artemisia’nın ölümünden sonra tahta kardeşi Ada’nın oturması gerekirken yönetimi Piksodaros ele geçirdi. Piksodaros bununla da yetinmedi ve gelecek zamanlarda tehlike oluşturacağını düşündüğü kardeşi Ada’yı Alinda kentine sürdü. İşte Alinda kentinin tarih sahnesine çıkışı böyle olmuştur. Bu nedenle Alinda kentinin tarihini Ada’dan önce ve Ada’dan sonra diye incelemek gerekir. Kraliçe Ada’nın Alinda’da sürgün hayatı yaşadığı dönemlerde Piksodaros, yönetimi, Persler’in atadığı satrap Orontobates ile paylaşıyordu. Piksordaros’un erken ölümüyle Orontobates yönetimde tek başına kaldı ama Ada’yı Alinda’dan geri çağırmadı.

    Makedonyalı Büyük İskender Persler’e savaş açıp Anadolu’ya girdiğinde Ada Alinda kentinde sürgündü. Büyük İskender geldi ve Alinda kentini kuşattı. Bir süre uğraştı ama kenti alamadı ve pes etmeye karar verdi. O an Ada için bir fırsat doğmuştu ve yaşlı kadın bunu düşündü. Tam bu sırada Ada, bu alınması olanaksız surlarla çevrili Alinda kentinin kapılarını İskender’e açtı ve Makedonyalıları içeriye alıp pazarlığa oturdu. Denilir ki Kraliçe Ada, Makedonya Kralı Büyük İskender’i oğlu gibi karşıladı ve onu manevi evlat edindi, İskender de alamadığı bu kentin kapılarını kendisine açan bu kadını bir ana gibi gördü. Kadın, Makedonyalı savaşçıya, aile içi kavgalardan, geçimsizliklerden ve sonuçlarından söz etti. Ardından da bir teklifte bulundu. “Alinda kentinin kapılarını askerlerine de açayım. Bunun karşılığında senden bir şey istiyorum; Karia’yı bana bırak.”

    İskender bu teklifi kabul etti. Onun için bu çok da önemli bir durum değildi. O zaten Karia’da durmayacaktı. Onun amacı daha doğuya, Persler’in yaşadığı diğer kentlere gitmek ve Pers imparatorluğu’nu çökertmekti. Kraliçe Ada’nın bu teklifi ona da cazip geldi. Gittikten sonra arkasında bırakacağı az sayıda askerin güvenliği, iç kargaşaların ortaya çıkmaması için bu bir fırsat bile sayılabilirdi. Uygun buldu ve kabul etti.

    İskender güneye yürümeye devam etti ve Halikarnassos’a vardı. Kenti alması hiç de zor olmadı ve hemen ardından tüm Karia yönetimini Ada’ya bıraktı. Karliça Ada’nın, İskender’in bu iyiliği karşısında sessiz kalmadığı ve Alinda kentinin adını değiştirdiği, kente Alexandria-by-Latmos (Latmos İskenderiyesi) adını verdiği söylenir ama bu pek dayanağı olan bir iddia değildir. Kentin adı daha sonra yine tarih sahnesinden silinmiştir. Belli zamanlarda kentten söz eden yapıtlara rastlanmışsa da bunlar bölük pörçük yazıtlar ve anlatılardır. Alinda kentinde bulunan bir yazıtta, hükümdar Olympikhos’un emrinde olan iki asker hizmetlerinden dolayı onurlandırılmıştır.

    Onurlandırılan bu iki askerin Alinda’lı olduğu sanılmaktadır. Daha önceki zamanlarda da olduğu gibi Olympikhos’un Karia kralı olduğu dönemlerde de (bu tarihi kişiliğin İ.Ö. 227 ile İ.Ö. 210 yılları arasında bölgede söz sahibi olduğu söylenebilir) adı pek duyulmamıştır. Alinda kentinin, Makedonya Kralı Büyük İskender’in bölgeye gelişinden ve Ada’nın Karia yönetimini ele geçirmesinden sonra süratle Hellenleştiğini söyleyenler varsa da bu pek geçerli bir iddia değildir. Karia, batılı kazıbilim uzmanlarının ve tarihçilerin yazdığı gibi ne İskender’in bölgeye geldiği dönemde ne de daha sonraki dönemlerde sanıldığı gibi aşırı bir Hellenleşme söz konusu olmamıştır. Bazı kıyı kentlerinde (İasos, Halikarnassos, Myndos Yarımadası Kentleri, Kaunos, Latmos Herakleiası gibi) bunu belli bir düzeyde gözlemlemek olası belki ama iç Karia kentelerinde Hellenleşme hiç de sanıldığı kadar olmamıştır. Hatta Hellen kültürünün hiç giremediği, kalıntısına asla rastlanmayan birçok iç Karia kenti bulunduğunu biliyoruz. Sanatsal açıdan olsun, kültürel açıdan olsun Karia’nın Hellen Kültürünün kesin etkisi altında kaldığını söylemek haksızlıktan ve tarihi yanlıştan başka bir şey olmaz. Kaldı ki Kanalılar anaerkil bir aile yapısı içindeydiler. İonialılar olsun, Hellenler olsun, diğer ataerkil topluluklar olsun bölgeye gelmişler ve etkili olmuşlardır ama asla Karialılar’ı söylendiği gibi tam anlamıyla asimile edememişlerdir. İonialılar Myletos’a gelmişler ve kentte bulunan bütün erkekleri öldürerek yönetimi ele geçirmişlerdir. Kocalarını ve erkek kardeşlerini öldürdükleri kadınları kendilerine eş olarak alan İonialı erkeklere karşı Myletoslu kadınlar karar almışlar ve onlarla aynı sofrada oturup yemek yememişler, onların karşısında konuşmamışlar, bir şekilde koca olarak bile kabul etmemişlerdir. Alinda kentinin Ada sonrası süratle Hellenleştiğini yazanların bazı dayanakları yok değil elbette.

    Örneğin; Ada’nın Karia Kraliçesi olduğu dönemde Alinda’da Adonis’e ithaf edilen bir kutsal tapınak vardı. Bu tapınakta ünlü heykeltraş Praxiteles tarafından yapılmış bir Aphrodite heykeli bulunuyordu. Kazı yapılmadığı için kentle ilgili kopuk bilgiler birbiri ardına sıralanıyor. Kent surlarının hangi dönemde yapıldığı bilinmemektedir. Ancak Mausolos’un Karia Kralı olduğu dönemde bu surların takviye edilmiş olabileceği tahmin edilmektedir. Aslında Alinda çok uzun zaman önce Avrupalı gezginlerin dikkatini çeken bir kent. İlk ziyarete gelen Avrupalı gezginlerden biri Richard Chandler’dir. Bu gezgin, 1765 yılının ilkbaharında harabelerde incelemeler yapmıştır. R. Chandler, Alinda kentine Bafa Gölü kıyısında kurulu olan Latmos Herakleiası kentinden yürüyerek gelmiştir. Bu yolculuk sırasında bir dere kıyısında kamp kurmuştur. Anılarında şöyle yazar; “Kurbağalar koro halinde bana şarkı söylüyordu, baykuşlar bağırıyordu. Çakallar sürü halinde uluyor, köyün köpekleri de havlıyordu. Bu tatsız bir serenaddı banim için.” R. Chandler o dönemde, hiçbir açıklamada bulunmadan Alinda kenti harabelerinin listesini yapmakla yetinmiştir: Su kemeri, çarşı binası, tiyatro, kule, sarnıç, nekropol ve kent surları. Daha sonraki dönemlerde İngiliz Charles Fellows tarafından da ziyaret edilen Alinda kenti o dönemden sonra adını iyice duyurmaya başlamıştır. Fellows burada madeni bir para bulmuş ve kentin kesin o dönemde yeri tespit edilmiştir.

    Karacasu Etnoğrafya Müzesi, Karacasu İlçe Merkezinde Tavas Yolu üzerindedir. Aphrodisias Müzesi Müdürlüğüne bağlı olarak 2007’de ziyarete açılan müzede ilçenin geçmişten günümüze seramik, sıcak demir, deri ve diğer el sanatları ile ilgili etnografik eserleri sergilemektedir. Mankenlerle canlandırma yapılarak sergilenen eserler arasında kendisini kültürel bir hazinenin içinde bulmak isteyenlerin mutlaka ziyaret etmesi gereken yerlerden

    Yörük Ali Efe Müzesi Milli Kahraman Yörük Ali Efe’nin İzmir’den dönüşünden ölümüne kadar yaşadığı Yenipazar ilçe merkezindeki evi 1980’li yıllarda çıkan yangında tamamen yanmıştır. 1995 yılında Aydın Valiliğince Kültür Bakanlığına yapılan öneri kabul görmüş, Yörük Ali Efe’nin mirasçıları evin müze yapılması koşulu ile evi Kültür Bakanlığına bağışlamışlardır. Tahsis işlemleri 1999 yılında tamamlanmıştır. Evin aslına uygun restorasyonu ve bahçe tanzim çalışmaları sonucu teşhire hazır hale getirilmiştir.

    Bunun üzerine teşhir çalışmalarına başlanmıştır. Yörük Ali Efe’nin kullandığı şahsi eşyaları varisleri tarafından müzeye bağışlanmıştır. Aydın Müzesi Etnografya seksiyonundan devredilen eserlerin yanı sıra, Aydın Müzesi Kıymet Takdir Komisyonu’nca piyasadan alınan ve vatandaşların bağışladığı malzemelerle yapılan teşhir çalışmaları kısa sürede tamamlanmıştır.

    Yörük Ali Efe’nin Muslukuyu Mezarlığı’ndaki mezarı Bakanlar Kurulu’nun 29.08.2000 tarih ve 2000/1252 sayılı kararı ile müze bahçesindeki yerine taşınmıştır. Yörük Ali Evi Müzesi Aydın Müzesi Müdürlüğü bağlı bir birim olarak, 8 Haziran 2001 tarihinde Kültür Bakanı Sayın M.İstemihan TALAY tarafından ziyarete açılmıştır.

    Aphrodisias Antik Kenti : Aydın Düğün Fotoğrafçısı 
    Aphrodisias Antik Kenti Aydın İli’ne bağlı Karacasu ilçesinde yer alır. Adını aşk ve güzellik tanrıçası Aphrodite’den alan Aphrodisias özellikle Roma çağında Aphrodithe tapınımı ile ünlenmiş antik bir kent olup, günümüzde de çok iyi korunmuş anıt yapıları ile Türkiye’nin en önemli arkeolojik yerlerinden biridir.
    Aydın Düğün Fotoğrafçısı
    Sonraki devirlerde üzerine tiyatro yapılan höyük, M.Ö. 5000’lere kadar giden Prehistorik bir yerleşmedir. M.Ö. 6. yüzyılda Aphrodisias küçük bir köydür. İlk Aphrodithe tapınağı da bu devirde yapılmıştır. Bu görünüm M.Ö. 2. yüzyılda ızgara planlı kentin kuruluşu ile değişmiştir. Bu devirde kentte, yaklaşık bir kilometrelik bir alana yayılmış 15000 civarında insan yaşamaktaydı. M.Ö. 1. yüzyılda Roma İmparatoru Augustus Aphrodisias şehrini kişisel koruması altına aldı. Bugün ayakta kalan anıtlar ondan sonraki iki yüzyıl içinde yapıldı.

    Tiyatro ve tapınak arasında etrafı sütunlarla çevrili iki meydan planlandı (Tiberius Portikosu ve Agora). Antik dünyanın en iyi korunmuş stadyumu ise kentin kuzey ucunda yer alıyordu. M.S. 3. yüzyılın sonlarında Aphrodisias Roma İmparatorluğunun Karia Eyaletinin başkenti oldu. M.S. 4 yüzyılın ortalarında da kentin etrafı surla çevrildi. M.S. 6. yüzyıldan itibaren bayındır halini ve önemini kaybetmeye başladı. Aphrodithe Tapınağı kiliseye dönüştürüldü. Küçük bir kasabaya dönen kent 12. yüzyılda tamamen terk edildi.

    Bu kent antikçağın önde gelen mimarlık, sanat, heykeltıraşlık ve tapınma merkezlerindendir. Bizanslı yazar Stephanos, kentin kuruluşunu M.Ö. 13. yüzyıla kadar dayandırmaktadır. Karacasu ilçesinin 12 km. güneydoğusunda bir Karia kenti olarak kurulan Aphrodisias, altın çağını Roma döneminde yakalamıştır. Bu dönemde olağanüstü güzellikte mermer heykeller ve yapılar inşa edilmiş ve Aphrodisias stili olarak bilinen bir sanat ekolü de gelişmiştir.

    Yapılan arkeolojik araştırmalar sonucunda kentte mimarlık ve heykeltıraşlığın yanı sıra tıp ve astronomi alanlarında da çalışmalar yapıldığı belirlenmiştir. Kentte görülebilecek başlıca yapı kalıntıları, M.S. 2. yüzyılda İmparator Hadrianus zamanında yapılan hamam, büyük havuzlu agora, M.Ö. 1. yüzyılda Tanrıça Aphrodite için yapılan tapınak, stadyum, tiyatro, tiyatro hamamı, odeon, piskopos sarayı, felsefe okuludur.

    Bölge Bronz Çağı içinde önemli bir yerleşim alanıdır. Afrodisias Ören yeri içinde bulunan ve Arkeolojik araştırmalar yapılan Akropol ve Pekmez Tepe höyükleri, Bronz Çağının bütün tabakalarını kapsayan önemli buluntular vermişlerdir. İç Anadolu Bronz Çağı uygarlıkları ürünleriyle bir arada çıkan bu buluntular, bölgede gelişmiş ticaret ve kültür alışverişi olduğunu belgelemektedir. Ayrıca, Güzelbeyli Köyü sınırları içinde bir erken Bronz Çağı Nekropolü de tespit edilmiştir.

    Afrodisias kazılarında, Akropol Tepe Höyüğü ve Afrodit Tapınağı çevresinde Demir Çağı, Lidya tipi seramik veren tabakalar, Arkaik ve Klasik Dönem yerleşimi tespit edilmiştir. M.Ö. birinci bin yıl içinde bölgenin en önemli Antik Kenti olan Afrodisias’ta Ön Asya kökenli Tanrıça İştar, Asterte, Anadolu kökenli Tanrıça Kybele ve Grek kökenli Tanrıça Afrodit kültlerinin birleşmesinden oluşan doğa ve bereket tanrıçası nitelikli ‘Afrodisias Afrodit’i kültü gelişmeye başlamış ve Afrodit Tapınağı kurularak şehir bir kült (inanç) merkezi haline gelmiştir.

    Geç Helenistik Dönemde bölgede iki antik şehir gelişmeye başlamıştır. Afrodisias ve Plarasa Antik Kentleri Roma Döneminde, özellikle Julius Claudius ailesinden gelen imparatorlar döneminde hızla gelişmişlerdir. Roma tarafından ayrıcalık ve özerklik tanınmış ve iki şehir ortak sikke basmışlardır. Afrodisias, yakın çevresinde bulunan mermer ocaklarının kullanımı ile önemli bir plastik sanatlar merkezi haline gelmiştir. Öyle ki, kent sanatçıları kendilerine özgü “Manierist Stil” denilen yontu ekolünü yaratmışlardır. Bölge M.S. 4. yüzyıla kadar gelişmeye devam etmiş ve önemini korumuştur.

    Bizans Dönemi’nde Afrodisias Karia Bölgesi Baş Piskoposluğu haline getirilmiştir. M.S. 6–11. yüzyıllarda bölge siyasi, dini ve ekonomik sıkıntılarla Vizigot ve Arap akınları yüzünden önemini yitirmiştir. Bizans kaynaklarına göre 11–13. yüzyıllar arasında bölgeyi dört kez Selçuklular ellerine geçirmişler ve Karacasu toprakları Türkmen boylarınca iskân edilmiştir. Böylece bir süre Menteşe Beyliği, daha sonra da Aydın Oğulları egemen olmuşlardır. 1413 tarihinde II. Murat Karacasu topraklarını Osmanlı İmparatorluğuna katmıştır. 1867 tarihinden itibaren de Karacasu İlçesi olarak Aydın’a bağlanmıştır. KAYNAK

    Arpaz Beyler Konağı : Aydın Düğün Fotoğrafçısı 
    Osmanlı Devleti’nin siyasi açıdan zayıfladığı dönemlerde `Aydın`’da hakimiyet kurmuş iki aileden biri olan Arpaz ailesi’nin konağı günümüzde şehrin tarihi yapıları arasında gösteriliyor.

    Arpaz Beyler Konağı, Esenköy’ün (Arpaz Köyü) sınırları içerisinde bulunuyor. Konağın sahip olduğu ahşap işçiliği ve tavanlarda yer alan çarkıfelek motifleri oldukça dikkat çekici. Konağın tüm bölümleri erzak depoları, fırın ve hamamdan oluşuyor. Arpaz Kalesi de konağın önemli bir parçası.

    19. yüzyıl mimari özelliklerini taşıyan Arpaz Beyler Konağı, Nazilli’nin önemli yapıtları arasında gösterilmekte.

    Kurşunlu Manastırı : Aydın Düğün Fotoğrafçısı 
    Dilek Yarımadası’nın içerisinde yer alan Kurşunlu Manastırı, bölgenin görülmesi gereken tarihi noktalarından biridir.

    Manastır, Davutlar ve Güzelçamlı arasında kalmakta olup, Davutlar’a 12 kilometrelik bir mesafede yer alır. Kurşunlu Manastırı’nın görülmeye değer kalıntıları arasında kiler, keşiş odaları, mutfak, revir, şapel, mezarlık, savunma odaları, manastır surları ve sur mahseni bulunmaktadır. Manastırın şapelinde yer alan freskler de görülmeye değer niteliktedir.

    Zeus Mağarası Aydın Düğün Fotoğrafçısı 
    Zeus Mağarası, yaz turizminin en gözde destinasyonlarından olan Aydın’a bağlı Kuşadası’nda yer almaktadır. Aydın – Kuşadası’nda bulunan Zeus Mağarası, Dilek Yarımadası’nın girişinde olup Büyük Menderes Deltası Milli Parkı gibi el değmemiş bir güzelliğe sahip.

    Yarımadanın girişinde olması ve mağara girişiyle çevresinin saklı olması, milli park ziyaretçilerinin birçoğunun mağarayı görmeden bölgeden ayrılmasına de sebep olmaktadır.

    Mitolojik öykülere bile konu olan Zeus Mağarası, Kuşadası’nda keşif yapanların son durağı durumundadır. Çünkü yorgunluklarını Zeus Mağarası’nın serin sularında yüzerek atmak paha biçilemez bir güzellik. Mağaraya ilk girildiğinde Zeus’un yüzünü görür gibi olursunuz. Denizden gelen tuzlu suyun ve dağdan gelen tatlı suyun karışımıyla maden suyu oluşmuştur. Bu mitolojik mağaranın bir de hikayesi vardır.

    Mitolojideki hikayesine göre de; Tanrı Zeus kardeşi olan denizler tanrısı Poseidon’u kızdırdığında bu mağaraya gelip kardeşinin sakinleşmesini beklermiş. İşte bu mitolojik mağara kış aylarında yöredeki gençleri, yaz aylarında ise turistleri ağırlamaktadır. Kuşadası safariye çıktığınızda muhakkak uğrayacağınız Zeus Mağarası’ndan sonra; Aydın’da bulunan Didyma Antik Kenti, Kuşadası Milli Parkı, Çine Vadisi, Aphrodisias Antik Kenti, Eski Güllübahçe’yi de ziyaret etmeyi sakın unutmayın.

    Faustina Hamamı :

     Aydın Düğün Fotoğrafçısı

    Faustina Hamamı, tarihi değeri yüksek olan bu yapı Aydın’ın Didim ilçesine yaklaşık 1 km mesafede yer almaktadır. Hamam kalıntılarının bulunduğu noktaya ulaşım oldukça kolaydır. Didim’in sembolleri arasında olup yıl içerisinde ziyaretçi sayısı oldukça fazladır. Tarihi birçok esere sahip olan Didim’in önemli yapılarından olan hamam, yıl boyunca yerli ve yabancı birçok ziyaretçinin akınına uğramaktadır. Milet tiyatrosuna sadece 150 metrelik bir mesafede konumlanan Faustina Hamamı, dönemin Roma İmparatoru Marcus Avrelius’un isteği üzerine eşi Faustina adına yapılmıştır. Zamanın ve doğanın yıpratıcılığına karşı koyamayan hamam dönem dönem tadilatlardan ve onarımlardan geçmiştir.

    Kazı çalışmaları sırasında bilim insanları tarafından hamam çevresinde ele geçirilen Nusa heykelleri İstanbul Arkeoloji Müzesi’ne taşınarak halka sergilenmektedir. Bu hamamın büyük bir havuzu bulunmaktadır ve kenarında çeşme olarak bir aslan heykeli kullanılmıştır. Bu heykel de, Milet Müzesi’nde sergilenmektedir.

    Faustina Hamamı’nın bulunduğu yerin yanında yer alan spor alanı, o dönemlerde yaşayan Miletos’luların sağlıklı yaşama önem verdiklerini bizlere göstermektedir. Önemli bir tarihi kalıntı olan Faustina Hamamı’nı gezdikten sonra Didim’de bulunan Saplı Ada’yı da ziyaret edebilirsiniz.

Viewing 1 post (of 1 total)
  • You must be logged in to reply to this topic.